eczacılar
  Perims Forum - Uzaktan Eğitim Sitesi > Uzaktan Eğitim Bölümü > Eczane Hizmetleri > eczacılar
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: eczacılar  (Okunma Sayısı 959 defa)
Ağustos 14, 2009, 09:00:23 ÖÖ
 
*

Avatar Yok

 Üye Grubu : Acemi
 Nerden :
 Mesajlar : 1
 Konular : 1
 Üye İd : 2456
 Rep Gücü : 0

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Offline Offline

 
« : Ağustos 14, 2009, 09:00:23 ÖÖ »

eczane hizmetlerine hg. tüm kazanan adaylara başarılar dilerim.
Logged
Ağustos 14, 2009, 09:12:03 ÖS
 
Tech - Admin
*


 Üye Grubu : Kendini Aşmış
 Yaş : 20
 Cinsiyet : Bay
 Nerden : '-'
 Mesajlar : 2325
 Konular : 763
 Üye İd : 2643
 Rep Gücü : 217

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Offline Offline

 
« Yanıtla #1 : Ağustos 14, 2009, 09:12:03 ÖS »

Kazananları Tebrik Eder Başarılar Dileriz

Her Zaman Ki Gibi Perims.Com Ailesi Olarak Sınavlarda,Ödevlerde Sorunlarınızda Biz Buradayız
Logged
Eylül 26, 2009, 02:43:47 ÖS
 
Tech - Admin
*

Avatar Yok

 Üye Grubu : Üye Olacam...
 Nerden :
 Mesajlar : 117
 Konular : 18
 Üye İd : 4306
 Rep Gücü : 7

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Offline Offline

WWW
 
« Yanıtla #2 : Eylül 26, 2009, 02:43:47 ÖS »

Ekim ayının ortalarında belli olur muaf olunan dersler
Logged

Msn Adresim:ahmetsayan01@windowslive.com
Eylül 27, 2009, 01:45:12 ÖS
 
||Coder & 3D Designer||
Forum Yöneticisi
*


 Üye Grubu : Kendini Aşmış
 Yaş : 24
 Cinsiyet : Bay
 Nerden : Mersin
 Mesajlar : 3674
 Konular : 2949
 Üye İd : 3213
 Rep Gücü : 512

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Online Online

WWW
 
« Yanıtla #3 : Eylül 27, 2009, 01:45:12 ÖS »

Hasta Güvenliği
Hasta güvenliğinin artırılmasına yönelik çalışmalarda, tıbbi hataların önlenmesi önemli bir yer tutar. Bu hataların önlenebilmesi için değişik stratejiler ve eğitim programları öngörülür. Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde hasta güvenliği uygulamalarının amacına ulaşabilmesi için, asistanların eğitimine ve çalışma koşullarına özel bir önem verilmesi gerekir. Böylece; 1) Hasta güvenliğinin sağlanması; 2) Asistan güvenliğinin sağlanması ve 3) Asistan eğitiminin sağlanması hedeflenir.  Diğer bir deyişle, asistanlar bir yandan kendi dallarına uygun ve yeterli eğitimi alırken, bir yandan da hem insani açıdan, hem yasal açıdan hem de hasta güvenliğini tehdit etmeyecek şekilde düzenlenmiş çalışma koşullarına sahip olmalıdır. Bu konuda ülkemizde, asistanlara yönelik olarak herhangi bir yasal hüküm bulunmamakta, bu konuyla ilgili sorunlar ancak devlet memurlarını ilgilendiren genel hükümler çerçevesinde çözümlenmeye çalışılmaktadır.

Asistanların çalışma saatlerinin düzenlenmesi, yorgunluğun ve uykusuzluğun önlenmesine yönelik olmalıdır. Eğitimin düzenlenmesinde ise, özellikle ilk yıl asistanları başta olmak üzere, tüm branşlarda, asistanların uzmanlar tarafından yeterli denetim ve gözetime tutulması önem kazanmaktadır. Bu iki konu bir araya geldiği zaman, hem hasta güvenliğinin hem de asistan güvenliğinin artacağı kuşkusuzdur. Her ne kadar, eğitim döneminde oldukları kabul edildiği için, asistanların yaptıkları tüm işlemlerden uzmanlar ve hocaları sorumlu tutulsa da, yeni TCK çerçevesinde, asistanların da sorumlu tutulabilecekleri konular gündeme gelecektir. ABD’de, önlenebilir tıbbi hataların incelendiği bir araştırmada, uykusuzluğa ve aşırı çalışmaya bağlı olarak ortaya çıkan tıbbi hataların, ölüme kadar varabilen komplikasyonlara yol açtığı gösterilmiştir. Ülkemizde de mevcut doktorların yaklaşık dörtte birinin halen asistanlık döneminde olduğu göz önüne alındığında, asistanlarla ilişkili hasta güvenliği sorunlarının ne derecede önemli olduğu fark edilecektir. 1984 yılında Libby Zion’un New York’taki bir hastanede ölmesi ve ölümünden, yeterli derecede denetlenmeyen ve uykusuz kalan asistanların sorumlu tutulması üzerine başlayan tartışmalar sonucunda, Amerikan Uzmanlık Eğitim Akreditasyon Konseyi (ACGME), 2003 yılında, asistanların haftalık çalışma saatlerinin ayda 4 hafta hesabıyla, haftada en fazla 80 saat olmasını önermiştir.  Aslında, geleneksel olarak, asistanların iyi birer uzman olabilmeleri için, uzun süreler çalışmaları normal karşılanır. Asistan kelimesinin karşılığı olarak İngilizce’de kullanılan “resident” kelimesi, “hastanede kalan” anla**** gelir; yani asistan adeta hastaneyi “mekan tutmuş” insan demektir. Eski bir hocamız ise, “haftada bir kez düşüp bayılmayan asistanın tam olarak asistanlık yapmış sayılmayacağını” esprili bir şekilde de olsa anlatmıştı. Ancak artık düşüp bayılan değil, her zaman uyanık ve dimdik ayakta duran asistanlara ihtiyacımız olduğu kesindir. Artık, asistanların yorgunluklarının nasıl önlenebileceğini konuşmamız gerekiyor. Bu bağlamda, çalışma saatlerinin daha da azaltılması ilk akla gelen önlemdir. Ancak çalışma saatlerinin daha az azaltılması, asistanların daha fazla dinleneceği ve uyuyacağı anla**** gelmeyebilir. Uykusuzluğu gidermek için önerilen bir yöntem; 16 saati geçen nöbet durumlarında, saat 22.00 ile 08.00 arasında en az 5 saatlik, kesintisiz bir uyku molasının verilmesidir. 16 saatlik nöbet sonrasında da asistanlar yeni hasta kabul etmemelidir. Eğer vardiya usulü çalışılıyor ise, üst üste 4 gece vardiyasından fazla tutulmamalı ve böyle bir durumda bile en az 48 saat bir ara verilmelidir. Her ne olursa olsun, haftada en az bir kez 24 saat ve ayda bir kez en az 48 saat dinlenme zamanı ayrılmalıdır. Acilde çalışma süreleri ise en fazla 12 saat olmalı ve bu süreden sonra da yine en az 12 saatlik bir dinlenme zamanı bulunmalıdır. Bir kerede çalışılacak maksimum süre ise 30 saat ile sınırlandırılmalıdır. Bazı kliniklerin, asistanlarını ilk 2 yıl gün aşırı nöbet tutturarak çalıştırmaları, acaba övünülecek bir uygulama mıdır? Çalışma süreleri konusunda her ülkede farklı uygulamalar vardır. Bu süre, örneğin; Danimarka’da 37 saat, Fransa’da 52,5 saat, Yeni Zelanda’da 72 saat, İngiltere’de 56-64 saat iken, Avustralya ve Kanada’da herhangi bir üst sınır yoktur.  Ülkemizde ise, sağlık mensuplarının haftalık çalışma saati 45 saat olup, ayrıca aydı 80 saate kadar da nöbet tutulabilmekte, daha uzun süreler için ise, nöbet sonrası izin verilmesi gerekmektedir.

Asistan eğitiminin vazgeçilmez parçası, uzmanlar denetiminde yapılan eğitimdir. Bu denetim ve gözetimi, hem eğitim hem de hasta güvenliği bağlamında değerlendirmek gerekir. Bu nedenle, asistan eğitim programlarında, asistanların doğrudan, yeterli ve iş başında denetim ve gözetimi yer almalı ve bu denetim ve gözetimin ölçülebilir standartları belirlenerek kalite yönetim sistemi içine yerleştirilmelidir. Yine bu bağlamda, asistanlar ve uzmanlar arasındaki ve asistanların kendi aralarındaki iletişimin kuvvetlendirilmesine yönelik eğitimler yapılmalı, hastaları devrederken uygun iletişim yöntemlerinin kullanılması öğretilmelidir. Hasta güvenliği ile ilgili sorunların uygun şekilde raporlanması da yine kalite yönetim sistemi içinde ele alınmalıdır. Hastaneleri akredite eden Joint Commission’un, önümüzdeki dönemde asistan eğitimi ile ilgili bu ve benzeri kriterleri de akreditasyon kriterleri içine alması söz konusu olacaktır.

Bu kriterleri uygulamanın bir bedelinin de olacağı muhakkaktır. Asistan çalışma saatlerinin belirli sınırların altında olması, daha fazla asistan alınmasını gerektirecektir. Bu da ülkemiz koşullarında hem kadro sorunu, hem de maliyeti açısından sorun olabilecek niteliktedir. Öncelikle böyle bir sınırlandırma getirildiği zaman, kaç tane daha ek kadroya ihtiyaç duyulacağının hesabının yapılması gerekir. Açılacak fazla kadroların istihdam edileceği yeterli hastanenin bulunup bulunmadığının da araştırılması ve ortaya konması gerekecektir. Asistan sayısının artması, onları denetleyecek uzman sayısının da artması anla**** geleceği için, uzman ve eğitici açığının da hesaba dahil edilmesi gerekecektir. Tüm bu önlemlerin hasta güvenliğine nasıl yansıyacağı da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir husustur. Günümüzde hasta güvenliği ile ilgili bilgilerin henüz tam bir kaydı tutulmadığı için (yetersiz bildirime bağlı olarak), yapılacak bu iyileştirmelerin, hasta güvenliğinde gerçekten bir iyileşmeye yol açıp açmayacağı da tam olarak anlaşılamayacaktır.  Ancak her şeye rağmen, asistanların çalışma koşullarının düzeltilmesi ve “asistan hakları”nın tanınması, önümüzdeki dönemde üzerinde ısrarla durulması gereken konuların başında gelmelidir.

Kaynaklar

1) Resident duty hours: enhancing sleep, supervision and safety: Committee on Optimizing Graduate Medical Trainee Hours and Work Schedules to Improve Patient Safety. Washington DC: National Academies Press. 2008
2) Iglehart JK. Revisiting duty hour limits-IOM recommendations for patient safety and resident education.N Engl J Med 2008; 359: 2633-2635
Logged


   
Eylül 27, 2009, 01:48:50 ÖS
 
||Coder & 3D Designer||
Forum Yöneticisi
*


 Üye Grubu : Kendini Aşmış
 Yaş : 24
 Cinsiyet : Bay
 Nerden : Mersin
 Mesajlar : 3674
 Konular : 2949
 Üye İd : 3213
 Rep Gücü : 512

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Online Online

WWW
 
« Yanıtla #4 : Eylül 27, 2009, 01:48:50 ÖS »

ökaryotlarda DNA tamir sistemleri


İnsanda LIG1, LIG3 ve LIG4 genleri tarafından kodlanan üç DNA ligaz geni vardır. LIG1 ve LIG4 tüm ökaryotlarda bulunmakta, LIG3 ise sadece omurgalı hayvanlarda bulunmaktadır.[2]

    * DNA ligaz I, DNA ikileşmesi sırasında Okazaki parçalarını birleştirir. Ayrıca morötesi kaynaklı DNA hasarının tamirinde görev alır ama bu sadece çoğalmakta olan hücrelerde olur. Durağan hücrelerde DNA ligaz III bu işi yapar.[4]
    * DNA ligaz II, bölünmeyen hücrelerde görülür, DNA ligaz III'ün alternatif uçbirleştirme ürünüdür.
    * DNA ligaz III, DNA tamir proteini XRCC1 ile kompleksleşerek baz eksizyon tamirinin son aşamasında fosfodiester bağını onarır. Ayrıca, mayoz bölümedeki rekombinasyonda rol oynar.[5] DNA ligaz III homologları tüm omurgalı hayvanlarda bulunur.
    * DNA ligaz IV, XRCC4 adlı yardımcı protein ile kompleksleşir. Çift zincirli DNA tamirinin son adımını katalizler. Ayrıca, bağışıklık sistemi gelişiminde immünoglobin ve T-hücre reseptöründe çeşitlilik yaratan V(D)J rekombinasyonu için gereklidir. Bu süreçte DNA ligaz IV, non-homolog DNA uç birleştirme reaksiyonunu katalizler.
Logged


   
Eylül 27, 2009, 01:50:17 ÖS
 
||Coder & 3D Designer||
Forum Yöneticisi
*


 Üye Grubu : Kendini Aşmış
 Yaş : 24
 Cinsiyet : Bay
 Nerden : Mersin
 Mesajlar : 3674
 Konular : 2949
 Üye İd : 3213
 Rep Gücü : 512

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Online Online

WWW
 
« Yanıtla #5 : Eylül 27, 2009, 01:50:17 ÖS »

Osmanlı bir göçebe/akıncı toplumuydu ve bu savaşçı özelliklerinden doğan devlet yapısı da askeri bir niteliğe bürünmüştür. Çünkü önemli devlet adamları askeri yöneticiliklerden geliyordu. Bu yapılanma içerisinde ise genişleme siyaseti izleniyordu.
Osmanlı toplum yapısı genel olarak yönetenler - yani askeri - sınıfı ve yönetilenler - reaya - sınıfı diye ikiye ayrılıyordu.
Osmanlı Toplum yapısı tarihsel süreçte kendi içinde reform ve ıslahatların da beraberinde getirdiği yeni düzenlemelerle değişim geçirmiştir. Ancak temelde görülen yöneten ve yönetilen ayrımı devam etmiştir .
Osmanlıda yönetici sınıf üyeleri askeri olarak anılırdı. Yönetici sınıf üyeleri, egemen hanedanın hizmetinde olduklarından, Osmanlı imparatorluğunun ilk yüzyıllarında görevlerinin askeri yönü ağırlık bastığı için “askeri” olarak anılırdı. Yönetilenler ise reaya sınıfını oluşturuyordu.

Kökenleri ne olursa olsun, bir insanın Osmanlı yönetimi sınıfının tam üyesi olabilmesi için;
1. İslam dinini ve bunun ayrılmaz parçası olan düşünce ve eylem sistemini kabul edip uygulaması,
2. Padişaha ve onun hükümdarlık görevlerini üstlenmek ve gelirlerini toplamak için kurulan devlete sadık olması,
3. Osmanlı yaşam biçimini oluşturan karmaşık davranış, görenek ve dil sistemini bilip uygulaması gerekirdi.
Bu niteliklere sahip olanlar yönetenler sınıfında yer alırken; sahip olmayanlar ise yönetilenler sınıfında yer almaktadır. Ayrıca yönetici sınıftan yönetilen sınıfa düşüldüğü gibi yönetilen sınıftan yöneten sınıfına da geçilebiliyordu (Shaw, 1994).
Osmanlı toplum yapısına bağlı olarak devletin asıl amacı; 1. Hükümdara ait olan servetin üretilmesini örgütlemek, 2. Bu servetin genişlemesini ve korumasını sağlamak, 3. Düzeni korumak, 4. Hükümdarın topraklarında diğer dinlerin uygulamasına izin verilmesi yanı sıra islamlığı yaygınlaştırmaktır.
Bu belirtilenler temelinde 15.yy’ın Osmanlı Tarihçisi Mustafa Naima’nın görüşünden yola çıkarak, Osmanlı toplum düzenine ilişkin şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür:

Mustafa Naima’ya göre; “1. Asker olmadan devlet ya da mülk (hakimiyet) olmaz, 2. Askere sahip olmak servete ihtiyaç gösterir, 3. Servet uyruklardan toplanır, 4. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler, 5. Şu halde mülk ve devlet olmadan adalet olmaz. Böylece servetin hükümdar ve devleti desteklemek ve uyruklar için de adalet sağlamak için üretilmesi ve kullanılması siyasal örgütlenmenin ve uygulamanın temeli olarak ifade edilmiştir”.
Buna göre Toplum iki gruba ayrılmıştı: Yaşamlarında asıl amaçları sanayi, ticaret ve tarımla uğraşarak ve hükümdara vergi ödeyerek servet üretmek olan büyük halk kitleleri; ve kendileri servet üretmeyen, vergi ödemeyen, ama hükümdarın gelirini toplamak ve bunlarla kendilerini olduğu kadar onu ve ailesini geçindirmek için onun aracısı olarak görev alan küçük bir yönetici grubu.

TANZİMAT ÖNCESİ REFORMLAR

Osmanlı modernleşme politikaları çabalarını Tanzimat ve Islahat Fermanında atılan ilk adımlarda görmekteyiz. Ancak modernleşmenin Osmanlı’da sadece Tanzimat dönemi ve sonrasında olduğu kanısından uzak kalıp Tanzimat öncesinde de yapılan reformlara bakmakta yarar vardır. Çünkü tarihsel bir gereklilik de Tanzimat Öncesi ve sonrasına bakmak ve değerlendirmektir.
Tanzimat öncesi ya da Tanzimat’a kadarki değişmelerin ağırlık noktasını Askerlik ve ona bağlı alanlar oluşturmuştur .
Tanzimat öncesinde - Lale Devrinde (zevkin ve kültürel girişimlerin 12 yıllık simgesi olarak nitelenen) - III. Ahmet’le birlikte Avrupa kültürü, sanatı ve ordusu örnek alınarak yenilikler ortaya çıkmaya başladı .
Bilindiği üzere Osmanlıda mutlak güç padişahın elindeydi. Yani padişahın siyasal dizginleri elinde tutması, sözünün kanun olması Osmanlı siyasal anlayışında devlet kurumlarının düzgün işlemesini sağlıyordu. Ancak 1600 yılı sonrasında oluşan değişimle birlikte 18.yy’da dışa dönük genişleme siyasetinden uzaklaşılmış, padişahın mutlak gücünden söz etmek mümkün olmamıştır.
Artık Osmanlı yeni bir değişim sürecine girmiş, Avrupalılaşmaya, “Batılılaşmaya” başlamıştır .
Osmanlı’da artık savaş yoluyla genişleme değil, diplomasi yoluyla iyi geçinerek barış amaç ediniliyordu.
Savaştan kaçan Osmanlı, Rusya’nın 1768’de Polonya’nın işlerine karışmasına karşı çıkmış ve Osmanlı - Rus savaşı gündeme gelmişti. 1708 - 1774 savaşında Osmanlı devleti çok zor duruma düşmüştü.
18.yy ortasında hareketsiz kalmış Osmanlı ordusu ve donanması Rusya karşısında çabuk dağılmıştı.
Osmanlı bu durumdan kurtulmak için Avrupa bilgisi ve tekniğine dayanan yenilikleri gerekli görüyordu artık .
1730 yılında Patrona İsyanı ile Lale Devri kapanmış; ancak Osmanlı kurumlarının Batılı örneklere göre düzeltilmesi devam etmiştir. Lale Devri sonrasında I. Mahmut (1730 - 1754), III. Mustafa (1757 - 1774) ve I. Abdülhamid (1774 - 1789) dönemlerinde “Askerlik” alanında bir takım yeniliklerde bulunmuştur.

I. Mahmut Dönemi

I. Mahmud döneminde Avrupa eğitim usullerini benimseyen ve kullanan Humbaracı Ahmed Paşa, III. Mustafa döneminde Humbaracı Ahmed Paşa’yı takiben Baron de Tott Avrupa tarzı yöntemlerle Osmanlı topçularını yetiştirmiş, Tophaneyi düzenleyerek yeni biçimde toplar döktürmüştür. Ayrıca bunlar yeterli görülmeyerek “Mühendishane-i Hümayun” adı altında okul da açılmıştı .
Yapılan yeni düzen çalışmalarında dönemin savaşlarında ordu ve donanmanın yetersizliği ya da başarısızlıkları Askerlik alanında yoğunlaşmasına neden olmuştur. Askerlik alanındaki diğer içerikli düzenlemeler tarihsel süreçte yeni reformlarla desteklenmeye, yenilenmeye çalışılmıştır.
III. Ahmet zamanında Batı tesirlerinin başladığını tarihsel süreçte özellikle Askeri alanda yapılan yeni düzenlemelerde görmekteyiz. Askerlik alanında genel olarak mevcut olan askeri teşkilatların düzenlenmesi, Avrupa tarzının orduya aşılanması ve yeni tekniklerin Batı tesirleri paralelinde orduda uygulanması şeklindedir.
Özellikle III. Mustafa döneminde askerlikle ilgili yenilikler dışında tıb ve astronomiye de önem vererek Batı tesirlerinin bu konularda da görülmesini istemiştir .
Sultan III. Mustafa, Avrupalıların başarılarında bazı yıldızların rol oynadığı kanısında idi. Bu nedenle III. Mustafa o dönemde büyük başarıları kazanan Prusya Kralı Friedrich’e Ahmed Resmi Efendi’yi gönderdi ve kendisinden 3 müneccim istedi. Friedrich’ şöyle cevap verdi: “Kuvvetli bir orduya sahip olmak, onu, barış zamanında savaşa hemen girebilecek şekilde talim ettirmek, hazineyi daima dolu tutmak ve tarih okumak...” Benim 3 müneccimim bunlardır.
Bu tavsiyeler III. Mustafa’nın yaptığı işlerin gerekliliğini ve önemini ortaya koyuyordu.Bu üç müneccimde ordu ve ekonomik güce dikkat çekilmiş, değişim ve gelişim aşamalarında yarı sömürge durumuna düşmeden düşmanlarına karşı koyabilmek, ilerleyebilmek için güçlü bir ekonomiye ve teknik, yöntem bakımından da düzenli bir orduya sahip olmak gerekliliği ifade edilmiştir.
Bu amaçla da III. Mustafa döneminde Baron de Tott ile askeri alanda yeni düzenlemeler yapılmışsa da 1768 - 1774 Osmanlı - Rus savaşı Osmanlı ordusunun dağılmasını engelleyememişti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanmaya başlayan hareketsizliği Halil Hamid Paşa kırmaya çalışmıştı .Halil Hamid Paşa Fransızlarla işbirliği içinde hareket ederek orduyu özellikle de deniz kuvvetlerinin ıslahına ağırlık vermiştir .
Yıl 1789, Avrupa’da Fransız Devrimi başlamış ve bu devrim dünya ve Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
1789 tarihine Osmanlı açısından baktığımızda etkili bir şekilde yürütülmeyen Avrupa tarzı eğitim ve kurumlaşma 1789 yılından sonra yeni bir hız kazandı.
Fransız devriminin yankıları Osmanlı ülkesine de birkaç yıl sonra da ulaştı ve etkilemeye başladı.
III. Selim’in padişah olduğu 1789 yılı Osmanlı’da yeni bir dönemin başlangıcı oluyordu. Çünkü bu dönemle birlikte Osmanlı Devleti dış düşmanlara karşı koyma, ülke içinde merkezin hükmünü geçirebilmek için önemli bir değişim sürecine giriyordu .
III. Selim Dönemi
Ciddi ıslahatları başladığı dönem olarak adlandırılan III. Selim dönemi de önemli değişimleri içeriyordu.
III. Selim’de en çok üzerinde durulan konu “Askeri” ıslahatlardır. Bu dönemde askeri alanda yapılacak ıslahatlar için 3 farklı görüş ortaya atıldı.
I. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer asker ocakları Kanuni Devri düzenine dönmeli,
II. Görüş: Yeniçeri ocağı ve diğer ocaklara Kanuni Sultan Süleyman kanunnameleri icablarından diyerek frenk eğitim ve öğretim usulleri ve silahları kabul ettirilmeli.
III. Görüş: Eski kurumların tasfiye edilip yepyeni kurumların teşkil edilmesini tavsiye etmekteydi.
Burada I. ve II. Görüş muhafazakar, III. Görüş ise devrimci olarak adlandırıldı. III. Selim ise devrimci yolu seçerek ıslahatlarına devam etti (Karal, E., 1995:63).
III. Selim, ıslahatları için “Nizam-ı Cedit” adını vermiştir. Fransa, ihtilalin getirdiği düzene “Yeni Düzen” adını takmıştı. III. Selim’in de aynı adı benimsemiş olması ilham kaynağını ve cesaretini göstermiştir (Karal, E., 1995:78-79).
Nizam-ı Cedit’in dar ve geniş olmak üzere iki anlamı vardı.
Dar anlamda Nizam-ı Cedit, III. Selim döneminde Avrupa usulünde yetiştirilen talimli askeri anlatır.
Geniş anlamda ise; III. Selim’in Yeniçerileri kaldırarak ulemanın nüfuzunu kırmak, Osmanlı devletini Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere ortak yapmak için giriştiği yenilik hareketlerinin bütünüdür .
Nizam-ı Cedit ıslahatının etkisi ise en çok askeri alanda görüldü. Önce mevcut ocakların ıslahatına girişildi. İdari ve askeri işlevlere ayrıldı. İşe yaramayan askerler ayıklandı. Ocakların kışlaları genişletildi.
Kısacası askeri alanda yapılan yenilikler şu çerçevede yapıldı;
1. Mevcut asker ocaklarının düzenlenmesi,
2. Avrupa usulünde yeni bir ordu kurulması,
3. Savaş, teknik müesseselerini düzenlenmesi.
Mevcut asker ocaklarını sil baştan yenilemek mümkün değildi. III. Selim bunun yerine mevcut ocakları yeniden düzenledi. Avrupa usulünde ise “Nizam-ı Cedit” ocağını kurdu. Yeni düzenleme ve yeni Avrupa usulünde bir ordunun kuruluşu ardından savaş teknik kurumları denilen tophane, tersane ve mühendishanenin düzenlenmesine de girişildi .
Ordu ve donanmada yapılan yenilikler ise çok paraya maloluyordu. İşte bu nedenle yani Nizam-ı Cedit’in masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedit Defterdarlığı kuruldu .
III. Selim askerlik alanındaki bu yeni düzenlemeler dışında eğitim ve öğretim alanında da düzenlemelerde bulundu. Eğitimli subay ve teknik adamlar için Mühendisane-i Bahri Hümayun (1773) ile mühendishane-i Berr-i Hümayun (1795) okullarını kurdu. Bu okullarda ise Fransız subaylardan da yararlanıldı.
III. Selim’in ayrıca yaptığı yeni düzenlemeleri destekleyen önemli ıslahatlardan birisi de kitapların Türkçe’ye çevrilmesi ve Türkçe ya da yabancı dilde yazılmış kitapların okunması hususunda çeşitli tevsiyelerde bulunmuştur devlet adamlarına .
İdare alanında ise bozulmuş olan disiplini tekrar sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere gidildi. Bu düzenlemeler ise kanunnamelerle belirlendi.
Ekonomik ve ticari düzenlemelerde de kaybolan disiplini sağlamak maksatıyla çalışmalar yapıldı. Çalışmalarda “tasarruf” temel alındı. Ticaret hayatında kişisel çıkarları gözönünde bulundururak bu yolda yapılan haksız uygulamaları tespit etmek ve disiplin altına almak için de yeni düzenlemeler getirildi (Karal, E., 1995:70-71).
Siyasi ve diplomasi alanında Avrupa ile ilişkiler yumuşayarak karşılıklı anlaşmalar yapıldı. Avrupa ile olan bu ilişkilere uygun bir örnek yenilik ise “daimi elçilikler”in kurulmasıdır .
Nizam-ı Cedit hareketini yani III. Selim ıslahatlarını değerlendiren farklı görüşler vardır.
Görüşlerden birisi Enver Ziya Karal’a aittir. “Enver Ziya Karal’a göre bu ıslahat, iddialı ismine uygun olarak hayatın pek çok alanlarını içine alan kapsamlı bir hareketti.
Bernard Lewis de bu görüşe yatkın bir dil kullanmakla birlikte esas ağırlığın askeri ıslahatta olduğunu belirtmektedir.
Stanford Shaw ise III. Selim’i ıslahatçılığını, yani gelenekçi ıslahat çizgisinin bir devamcısı saymaktadır. Shaw’a göre idari, iktisadi, toplumsal çağdaşlaşma yönünden genel çabalar söz konusu değildir (Akşin, 1995:82)” şeklinde III. Selim ıslahatları değerlendirilmiştir.
III. Selim ıslahatlarının durduğu dönem ise 1807-1808 gibi çok kısa bir süre padişahlık yapan IV. Mustafa dönemidir.
Islahatların yeniden canlanması ise II. Mahmut’un padişahlığıyla gündeme gelecektir.

II. Mahmut Dönemi

II. Mahmut dönemi ıslahatlarında ise geçmişten gelen birikim söz konusuydu. Bu birikim 18.yy Lale Devri ve III. Selim’den kalma birikimlerdi.
II. Mahmut düzeninin ya da ıslahatlarının genel karakterinde “İslami zihniyetle Batı düşüncesini bağdaştırmak” yer almaktadır. Bu ise çok güç görünüyordu. İşte bu nedenle de ileride göreceğimiz gibi ıslahatlar şekilsel kaldı.
Islahatlarında ağırlıklı olarak 1. Ordu, 2. Mektepler, 3. İktisadi (ticari) faaliyetler, 4. Devlet teşkilatında yenileme ya da Avrupa tarzı teşkilatlanmanın getirilmesi üzerinde yoğunlaştı. Bunların dışında diğer bir çok ıslahatlarda da bulunuldu.
II. Mahmut döneminde yabancılarla ya da Avrupa ile olan sıkı ilişkiler Avrupalı yaşayış tarzlarını beraberinde getirmiştir. Bu tarzlara devlet adamlarının, ulema sınıfının, asker ocaklarının karşı çıkması gündeme geldi ve özellikle de Yeniçeri ocağının bu konudaki direnci yenilikçilerin gelmesinde en büyük engel olmuştur.
II. Mahmut ilkin orduya yöneldi ve yeni düzenlemeler getirdi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde iç ve dış baskı ve savaşlarla dağılma ve güçsüz olma noktasına gelmişti. Bu sebeple de II. Mahmut askerliğin düzene konulması konusunda Nizam-ı Cedit’e benzer “Sekban-ı Cedit” ocağını kurdu. Bu ocak ise Yeniçerilerin ayaklanmasına neden oldu. Ayaklanma ocağın kaldırılmasıyla sonuçlandı (Vaka-i Hayriye). Böylece II. Mahmut’un yenileşme çabaları önündeki Yeniçeri Ocağı engeli kalmamış oluyordu.
Vaka-i Hayriye ile birlikte yeni bir ordunun kurulması gündeme geldi. Yeni ordu Avrupa usulünde düzenlenmiş olan “Asakar-i Mansure-i Muhammediye” adıyla kuruldu. Diğer ocaklar devam ediyordu. Mansure ise Yeniçerilerin yerini almıştı .
II. Mahmut askerlik alanında yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için, Yüksek Harp Okulu ve Tıp okulu kurdu. Bunun için de Avrupa’ya eğitilmek üzere öğrenciler gönderdi .
Ayrıca yeni kurulan ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve devletin iktisadına yardım etmek amacıyla bazı fabrikalar kuruldu.
İktisadi tedbirlerin dışında sosyal faaliyetlerde de yenilikler getirildi. Türkiye’de ilk defa nüfus sayımının yapılması, yurt içi ve dışı gezilerde pasaportun çıkartılması, posta teşkilatının kurulması, polis teşkilatının oluşturulması sosyal hayata yapılan önemli yeniliklerdir .
Diğer önemli yenilik Avrupa’ya benzer bir devlet teşkilatının oluşturulmasıdır. Devlet işlerinin görüşülmesi üzerine meclisler ve komisyonlar oluşturuldu, sadrazamlık unvanı başvekalete çevrildi. Ve bakanlıklar oluşturularak Avrupa kabine sistemine benzer bir teşkilat oluşturuldu.
Bütün bu saydığımız, belirttiğimiz yenilikler Batılılaşma yolunda atılan önemli adımları içerisinde barındırıyordu.
Diğer etkinlikleri ise kısa başlıklar altında topladığımızda modernleşme ya da Batılılaşma yolunda ne kadar yol katedildiğini görebileceğiz.
Bu etkinlikler içerisinde içtimai faaliyetler ağırlıklı olarak göze çarpmaktadır. Bu ise Avrupa (Batı) tarzında bir yaşam yolu çizildiğini gösterir.
II. Mahmut yaşam tarzında önemli değişiklikler yaptı. Sarayı 1815’de Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşıdı. Mısır tarzında setre pantolon giymeye başladı. Avrupa’lı hükümdarlar gibi doğum günlerini kutlamaya, resimlerini devlet dairelerine astırmaya, etkinliklere, davetlere gitmeye, yurt içi gezilere çıkmaya başladı. Ayrıca Batı tarzında kıyafetler gündeme geldi ve askerlere giydirildi. Avupa tarzında giyim kuşam ve traş özellikle padişaha yakın çevresinde salgın halini aldı. Unumamak gerekir ki tüm bu yeniliklere karşı çıkanlar da oldu; ancak yeniçerilerin yokluğu karşı çıkanların seslerinin kısılmasına da neden oldu.
II. Mahmut tüm bu yaptıkları yenilikleri duyurmak üzere 1829’da ilk gazete Takvim-i Vakayi’yi kurdu.
Logged


   
Eylül 27, 2009, 01:57:45 ÖS
 
|| Çakma Admin ||
Forum Yöneticisi
*


 Üye Grubu : Kendini Aşmış
 Yaş : 24
 Cinsiyet : Bay
 Nerden : Mersin
 Mesajlar : 2332
 Konular : 586
 Üye İd : 1
 Rep Gücü : 593

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Offline Offline

WWW
 
« Yanıtla #6 : Eylül 27, 2009, 01:57:45 ÖS »

memo herzaman ki gibi el atmışsın aslında uzaktan eğitim bütün bölümlerin birer diplomasını vermesilazım sana :D

Bu arada bölümü kazanan arkadaşları tebrik ederim 
Logged

Bu aralar istifamı verdim hükümsüzüm Kişisel şeyim :
   
Eylül 28, 2009, 06:11:54 ÖS
 
*

Avatar Yok

 Üye Grubu : Acemi
 Yaş : 20
 Cinsiyet : Bayan
 Nerden :
 Mesajlar : 5
 Konular : 0
 Üye İd : 7499
 Rep Gücü : 0

Aktiflik

Deneyim
Seviye
Kötü İtibar

Offline Offline

 
« Yanıtla #7 : Eylül 28, 2009, 06:11:54 ÖS »

 herkes aynı ödevi mi göndercek _?????
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
avukat , güvenlik kameraları, enerji tasarruf cihazları
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Sanal Birikinti...

Rengli Theme
Hosting Sponsor MEYABILISIM
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.431 Saniyede 78 Sorgu ile Oluşturuldu